Ermeniler ve Ermeni tarihi hakkında günümüze kadar çok sayıda çalışma yapılmış ve yayınlanmıştır. Ancak bu çalışmalara rağmen Ermenilerin tarihi sisli ve karanlıktır. Bunun nedeni belki de köklü bir Ermeni tarihi olmamasından kaynaklanmaktadır. Ermeni tarihçilerinin bugün bile fikir birliği içinde olmamaları, onları tarihlerini yeniden ele almaları konusunda zorlamaktadır.
19. yüzyıl sonlarından itibaren Ermeniler dünya siyasetinde yer almaya ve adlarından söz ettirmeye başladılar. Bazılarının Ermeni sorunu olarak ele aldığı olgu, günümüze kadar değişik evrelerden geçerek gelmiştir. Bu gün de farklı bir boyutta dünya ve Türkiye gündemini zaman zaman meşgul etmektedir.
1860 da başlayan 1890lardan itibaren yayılmaya başlayan Ermeni isyan ve terörü Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devletinin iç güvenliğini büyük ölçüde tehdit etmeye başlayınca, Osmanlı Devleti zorunlu göç kararı almak durumunda kalmıştı. Zorunlu nedenlerden dolayı Osmanlı Hükümetinin aldığı bu göç kararı, bu gün çarpıtılarak dünya kamuoyuna sözde soykırım olarak tanıtılmaya
çalışılmaktadır.
Ermeniler tarafından 1960lı yıllardan başlayarak yürütülen Türkiye aleyhtarı politika 1973 den sonra terör eylemlerini de kapsayacak şekilde devam etmiş, 1985den sonra ise değişik devletlerin parlâmentolarında " sözde soykırım yasaları " olarak çıkartılarak farklı bir boyut kazanmıştır. Bu süreç bugün de devam etmektedir.
Tarihte ilk Türk Ermeni ilişkileri, Bizans hakimiyetindeki Anadolu'da Selçuklu fetihlerinden daha önceleri henüz Selçuklu devleti kurulmadan 1015-1021 yılları arasında Çağrı Bey'in doğu Anadolu'ya yaptığı keşif seferi sırasında başlamıştı.
Ermenilerin Hıristiyanlığı kabul etmelerinden sonra 451 yılında Bizans kilisesinden ayrılmaları Türklerin Anadolu'yu iskânlarına kadar süren bir Bizans-Ermeni çatışmasına, Ermenilerin Bizans tarafından ezilmesine, eritilmeye çalışılmasına ve esasen Bizans'a tâbi olan Ermeni beyliklerinin yok edilmesine yol açmıştır. Bizans'ın Ermenileri çeşitli yerlere sürmesi ve diğer yabancı güçlere
karşı piyon olarak kullanması da buradan kaynaklanmaktadır. Bizans'ın bu zulmü Ermeni tarihçilerince bütün ayrıntılarıyla dile getirilmiştir.
Selçuklu Türkleri işte böyle bir ortamda XI. yüzyılın ikinci yarısında Anadolu'ya toplu şekilde gelmeye başlamışlardır. Konstantin Monomakus 1045de Ani'yi zaptedip Ermenileri kendine bağlamıştı.
Selçukluların ele geçirmeye başladıkları Anadolu topraklarında bir başka devlete tâbi durumda dahi bir Ermeni Prensliği bulunmamaktadır ve
Selçukluların karşısındaki güç Bizans'tır.
Büyük Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey Anadolu seferine başladığı zaman (1043) bu bölgedeki Vasal Ermeni ve Gürcü Prenslikleri doğrudan doğruya Bizans'a bağlı bulunuyordu. Dolayısıyla bu bölgede Vasal da olsa herhangi bir Ermeni veya Gürcü prensliği bulunmamakta idi.
Bu nedenle Selçuklular tarafından Ermenilerden alınan bir toprak yoktur.
Ermeniler Büyük Selçuklular Döneminde bağımsızlığa kadar varan geniş bir özgürlük hoşgörü ve serbestlik içinde yaşamışlardır. Osmanlı Devletinin kuruluşu ve özellikle İstanbul'un fethi sonucu Bizans'ın yıkılmasıyla Ermeniler için tarihlerinin hiç bir döneminde yaşamadıkları yeni bir çağ açılmış, üzerlerindeki dinsel, siyasal, toplumsal, ekonomik ve kültürel her türlü baskı kalkmış,
barış, güven ve refah dönemi başlamıştır. Osmanlı Devleti'nde Ermeniler Müslümanlara verilen her türlü haktan yararlandıkları gibi, bazı ayrıcalıklara da sahip olmuşlar, örneğin askere alınmamışlardır. Askere alınmamaları ise Ermeni ailelerinin sürekliliğini ve dolayısıyla refaha kavuşmalarını sağlamıştır. Osmanlı devletinin bu hoşgörülü ve insancıl politikası sonucu Ermeniler Osmanlı yönetimine
sıkı sıkıya bağlanmışlar ve " millet-i sadıka" olarak adlandırılmışlardır.
XIX. yüzyılın son çeyreğine kadar Osmanlıların bir Ermeni sorunu olmadığı gibi, Ermeni halkının da Türk yöneticileriyle halledemedikleri bir mesele mevcut değildir.
Ermeni Sorunundan XIX. yüzyılın ikinci yarısında söz edilmeye başlandığını görmekteyiz. Fransız İhtilalinden sonra bütün dünyada başlayan milliyetçilik akımları sonucu XIX.yüzyılın başlarından itibaren 0smanlı Devletinde de bu akım etkisini göstermeye başladı. Rumlar, Sırplar, Bulgarlar ve diğerleri ayaklanarak zamanla bağımsızlıklarını kazanmaya başladılar. Hıristiyanlar arasında
Osmanlı Devletinden bağımsızlığını kazanamayan sadece Ermeniler kalmıştı. Bu durum onları da etkiledi . Ermeniler de Osmanlı devletine karşı ayaklanarak bağımsız olabileceklerini düşünmeye başladı.
"Ermeni sorunu" için 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı' ve ardından yapılan izleyen Ayastefanos Anlaşması ve Berlin Konferansı bir dönüm noktası teşkil etmektedir.
Ermeniler, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda, Rusya'dan "işgal ettiği Doğu Anadolu topraklarından çekilmemesini, bölgeye özerklik verilmesini veya Ermeniler lehine ıslahat yapılmasını" talep etmişlerdir. Bu isteklerle birlikte Ermeni sorunu ilk kez ortaya çıkmaya ve uluslar arası bir şekil almaya başlamıştır.
Ermeni sorunu 1878 yılında toplanan Ayastefanos Anlaşması'nın 16. Maddesinde daha sonra da aynı yıl toplanan Berlin Kongresi sonucunda imzalanan Berlin Antlaşması'nın 61. maddesinde yer almıştır
İngiltere ve Rusya tarafından tarih sahnesine sunulan Ermeni sorunu, aslında Osmanlı Devleti'nde rahat yaşayan Ermenilerin sorunu değil , Osmanlı Devleti üzerinde çıkarları uyuşmayan iki büyük devletin İngiltere ve Rusya'nın davası olarak ortaya çıkmıştır.
Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı'na girdikten sonra Ermeni komitelerinin düşmanla işbirliği yapması ülke geneline yayılan isyan ve katliamları karşısında Osmanlı Hükümeti, öncelikle bölgesel tedbirlere başvurmuş ve olayları yerinde bastırmayı ve savunma durumunda kalmayı tercih etmiş, hadiselerin yatışacağı zannıyla kesin bir tedbir alma yoluna gitmemişti. Ermenilerin silahlarıyla
firarlarına, dini liderlerinin isyanlardaki büyük rollerine rağmen, Hükümet bu isyanları münferit bazı teşebbüsler şeklinde kabul etmeyi uygun bulmuştur.
İtilaf Devletleri ve Rusya ile birlik olan Ermenilerin Van'da başlattıkları isyan bütün hızıyla devam ederken diğer bölgelerdeki Ermeniler de aynı şekilde isyan ediyor, Müslüman köylerini basarak halkı katlediyorlardı. Türk ordusu cephelerde olduğu için cephe gerisinde meydana gelen olayları önleyemiyordu. Ermenilerin başlattıkları isyan ve katliamlar savaşın kaderini etkileyecek noktaya ulaşınca, Osmanlı Devleti 27
Mayıs 1915te Yer Değiştirme Kanunu nu uygulamaya koymuştur.
Osmanlı Hükümeti, yer değiştirme uygulamasını o günün şartlarında bir kanuna dayandırmıştır. Keyfi bir uygulama değildir. Dört maddelik kanun, tamamen devleti ve kamu düzenini korumaya yönelik, şiddete karşı bir yetki kanunudur. Bu yetki kanununda herhangi bir etnik grup, zümrenin adı zikredilmemiş veya ima edilmemiştir. Yani sadece Ermenilere yönelik değildir Kanun kapsamına
giren Müslüman, Rum ve Ermeni asıllı Osmanlı vatandaşları da yerlerinden başka yerlere sevk edilerek göçe tabi tutulmuştur.
Gerek sevkıyat esnasında gerekse sevkıyata son verildikten sonra emniyetlerinin alınmasına, haklarının zayi olmamasına çok dikkat edilmiştir. Bu hususta devlet çok para sarf etmiştir. Buna rağmen sevkıyat esnasında Kürtler ve sair eşkıyanın saldırısına
uğrayarak veya humma ve tifo hastalıklarına yakalanarak ölenler olmuştur. Sevk
esnasında ihmalleri, uygunsuzlukları görülen görevlilerin derhal cezalandırılması yoluna gidilmiştir.
Osmanlı Hükümeti ülkenin çeşitli bölgelerinde yaşayan Ermenileri, zorunlu ve haklı nedenlerle savaş bölgelerinden uzak yeni yerleşim yerlerine göç ettirmiştir. Yer değiştirmeyi zorunlu kılan; bağımsız bir Ermenistan kurulacağı hayallerine kanan Ermenilerin, vatandaşı bulundukları Osmanlı devletini arkadan vurmaları ve isyanlarıdır. Osmanlı devleti olabilecek en insani tedbiri
uygulamıştır. Tehcir doğrudan doğruya cephelerin güvenini sarsacak bölgelerde uygulanmıştır. Kafkas ve İran cephesinin gerisinde bulunan Erzurum, Bitlis ve Van bölgeleri
ile Sina cephesi gerisinde bulunan Mersin ve
İskenderun bölgeleri olmak üzere bölgede uygulanmıştır. Tehcir olayını soykırım olarak nitelendirmenin tarihi ve hukuki hiçbir geçerliliği yoktur.
1-Ermeni Sorunu Nas
ıl ve Ne Zaman Ortaya Çıkmıştır?
Ermeni Sorunundan XIX. yüzyılın ikinci yarısında söz edilmeye başlandığını görmekteyiz. Ermeni Sorununa bir başlangıç noktası arayanlar, bunu 1856 Islahat Fermanı ya da 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı ve bunun izleyen Ayastefanos (Yeşilköy) Anlaşması ve Berlin Konferansına taşırlar .
Fransız İhtilalinden sonra bütün dünyada başlayan milliyetçilik akımları
sonucu XIX. yüzyılın başlarından itibaren 0smanlı Devletinde de bu akım etkisini göstermeye başladı. Rumlar, Sırplar, Bulgarlar ve diğerleri ayaklanarak bağımsızlıklarını kazanmaya başladılar. Hıristiyanlar arasında sadece Ermeniler bağımsız değildiler. Bu durum onları da etkiledi . Ermenilerde kendilerinin de böyle bir harekete girişebilecekleri düşüncesi belirmeye başladı.
"Ermeni sorunu" için 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı' ve ardından yapılan izleyen Ayastefanos Anlaşması ve Berlin Konferansı bir dönüm noktası teşkil etmektedir.
Ermeniler, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda, Rusya'dan "işgal ettiği Doğu Anadolu topraklarından çekilmemesini, bölgeye özerklik verilmesini veya Ermeniler lehine ıslahat yapılmasını" talep etmişlerdir. Bu isteklerle birlikte Ermeni sorunu ilk kez ortaya çıkmaya ve uluslararası bir şekil almaya başlamıştır.
2-Osmanl
ı Devletinde Ermeniler Doğu Anadoluda Çoğunlukta mı Bulunuyorlardı?
Osmanlı dönemde bu bölgedeki Ermeni nüfusu bölge genel nüfusu içinde ancak %15 oranında bir yer işgal etmektedir. Örneğin, en kalabalık oldukları Bitliste bile nüfusun 1/3 ünü dahi teşkil edememektedirler.
3-Tehcir Nedir? Soyk
ırım Anlamı Taşır mı?
Arapça asıllı bir kelime olan tehcir, bir yerden başka bir yere göç ettirmek, yer değiştirmek, hicret ettirmek (immigration, emigration) manasını taşır; bir sürgün, bir deportation manası yoktur. Bununla birlikte; Tehcir Kanunu diye adlandırılan kanunun adı da aslında Savaş zamanında hükümet uygulamalarına karşı gelenler için askeri tarafından uygulanacak önlemler
hakkına geçici kanundur. Bu kanuna dayanılarak gerçekleştirilen yer değiştirme uygulamasının anlatımında kullanılan tenkil (nakletme) tabiri de batı dillerinde sürgün anlamına gelen deportation, exile veya proscription gibi terimlere karşılık değildir.
Ermeni tehciri bir grubun ülkenin bir yerinden alınıp başka bir yerine yerleştirilmesi (resettlement) yahut
grubun yerinin değiştirilmesi (relocation) olarak tanımlanabilir.
4-"Soyk
ırım" Terimi Ne Anlama Gelmektedir?
"Soykırım" kavramı ilk kez, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 9 Aralık 1948 tarihli kararıyla onaylanıp l 1 Ocak 1951'de yürürlüğe giren "Soykırımın Önlenmesine ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşme" adlı uluslararası sözleşmede kullanılmıştır.
Türkiye tarafından da onaylanan sözleşmenin 2. maddesine göre;
"Soykırım; ulusal, etnik, ırksal ya da dinsel bir grubu toptan ya da onun bir bölümünü yok etmek niyetiyle:
Grup üyelerinin öldürülmesi,
Grup üyelerinin fizik ya da akıl bütünlüğünün ağır biçimde zedelenmesi,
Grubun fiziksel varlığının tümü ya da bir bölümü ile yok edilmesi sonucunu verecek yaşam koşulları içinde tutulması,
Grup içinde doğumları engelleyecek önlemler alınması,
Grubun çocuklarının başka bir gruba zorla geçirilmesi eylemlerinden herhangi birine başvurulmasını kapsamı içine alır. Soykırımda planlı, devlet politikası haline gelmiş eylemler söz konusudur."
Söz konusu grubu "kısmen veya tamamen yok etme kastı"nın mevcut olması gerekir.
Bu kilit ibare; savaşlara, isyanlara vs. ilişkin başka amaçların sonuçları olan diğer "adam öldürme"lerden, soykırımı ayırt eder. Adam öldürme fiili ulusal, etnik ırki veya dini bir grubun üyelerini sırf bu grubun üyeleri oldukları için açık veya örtülü bir şekilde yok etmeyi hedef aldığı zaman soykırımına dönüşür. Birinci dünya Savaşı sırasında gerçekleşen tehcir olayının ise
soykırımla hiçbir ilgisi yoktur. Osmanlı Devleti'nin uyguladığı tehcir ise isyan eden Ermenilere karşı Osmanlı devletinin uygulayabileceği en insani yaptırımdır.
5-Ermeni Tehciri Sürgün Olarak Nitelendirilebilir mi?
Ermeni "tehciri" sürgün olarak adlandırılamaz. Sürgün ülke dışına göç anlamına gelir. İngilizcesi olan deportation sürgünün yanı sıra sınır dışı etme olarak da
çevriliyor. Bu çeviri ülke dışılığı daha belirgin kılıyor. Ermeni tehciri bir grubun
ülkenin bir yerinden alınıp başka bir yerine yerleştirilmesi (resettlement)
yahut grubun yerinin değiştirilmesi (relocation) olarak tanımlanabilir. Bu anlamda
zorunlu göç, ister ülke içine ister ülke dışına yapılsın, grubu yok etmeye
yönelmedikçe soykırım olarak tanımlanamaz. I.Dünya Savaşı ardından nüfus
mübadeleleri yapıldığı gibi, II. Dünya Savaşı'ndan sonra dahi 15
milyon gibi büyük sayıdaki bir Alman nüfus, 1945 Postdam Protokolü uyarınca, Batı
Polonya'dan Almanya'ya nakledilmiştir. Uluslararası hukukta bu tür büyük nüfus hareketlerini yasaklayan hiçbir hüküm olmadığı gibi ülke içindeki yerleşmeler de iç hukukun konusuna girmektedir. Bu tür nüfus hareketlerinin
soykırım
konusuyla ilgisi yoktur. Bu bağlamda Ermeni "tehciri" hukuka aykırı
bir işlem olarak nitelendirilememektedir.
4 Nisan 1915 Ermeni Soyk
ırım Günü müdür?
Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı'na girdikten sonra Ermeni komitelerinin düşmanla işbirliği yapması ülke geneline yayılan isyan ve katliamları karşısında Osmanlı Hükümeti, öncelikle bölgesel tedbirlere başvurmuş ve olayları yerinde bastırmayı ve savunma durumunda kalmayı tercih etmiş, hadiselerin yatışacağı zannıyla kesin bir tedbir alma yoluna gitmemişti. Ermenilerin
silahlarıyla firarlarına, dini liderlerinin isyanlardaki büyük rollerine rağmen, Hükümet bu isyanları münferit bazı teşebbüsler şeklinde kabul etmeyi uygun bulmuştur.
Ermenilerin başlattıkları isyanlar, -katliamlar ve tahriplerin dışında- Rusların bir ay içinde Van, Malazgirt ve Bitlis'i işgali ile sonuçlanmıştır. Van örneği, Türk ordusunun daima arkadan vurulacağını ve ihanete uğrayacağını göstermiştir.
Bu durumda Osmanlı Hükümeti seferberlik ilânından itibaren dokuz ay tahammül gösterdikten sonra Ermeniler konusunda köklü tedbirler almak zorunda kaldı. Van İsyanı'nın patlak vermesi üzerine bu olayları başlatan ve Ermenileri silâhlandıran komite yuvalarını dağıtmak için 9 C. 1333 (24 Nisan 1915) tarihinde vilâyetlere ve mutasarrıflıklara gizli bir tamim yolladı. Bu tamimde;
Ermeni komite merkezlerinin kapatılması, evrakına el konulması ve komite elebaşılarının tutuklanması istenmekteydi.
11 C. 1333 (26 Nisan 1915) tarihinde Başkumandanlığın bütün birliklere gönderdiği aynı mealdeki tamimi üzerine Ermeni komiteleri 24 Nisan 1915 tarihinde kapatılarak, yöneticilerinden 2345 kişi devlet aleyhine faaliyette bulunmak suçundan tutuklanmıştır.
Dışarıdaki Ermenilerin her yıl "Ermeni soykırımının yıldönümü" diye andıkları 24
Nisan, işte bu 2345 komitecinin tutuklandığı tarihtir ve tehcirle alakalı değildir. Bu tutuklulardan bir kısmı Ankara ve Çankırı'ya yerleştirildi.
Çıkarılan geçici bir kanunla da gayr-i Müslimlerin bilhassa Ermenilerin elinde bulunan silâhların toplatılması bütün vilâyetlerden istendi.
7-Yer De
ğiştirme (Tehcir) Kanunu Ne Zaman Çıkarılmıştır?
İtilaf Devletleri ve Rusya ile birlik olan Van'daki Ermeni isyanı bütün hızıyla devam ederken diğer bölgelerdeki Ermeniler de aynı şekilde isyan ediyor, Müslüman köylerini basarak halkı katlediyorlardı. Türk ordusu cephelerde olduğu için cephe gerisinde meydana gelen olayları önleyemiyordu. Ermenilerin başlattıkları isyan ve katliamlar savaşın kaderini etkileyecek noktaya
ulaşınca, Osmanlı Devleti 27 Mayıs 1915te Yer Değiştirme Kanunu nu uygulamaya koymuştur.
8-Hayatlar
ını Kaybeden Ermenilerin Sayısı 1.5 Milyon mudur?
Kaynaklar değerlendirildiğinde, gerek Osmanlı, gerek Ermeni ve yabancı istatistikler, I. Dünya Savaşı döneminde yaşayan Ermenilerin nüfusunun 1.250.000 civarında olduğunu ortaya koymaktadır.
Göçe tabi tutulan Ermenilerin nüfusunun ne kadar olduğu, Osmanlı Arşivinin tasniflerindeki belgelerden şu şekilde derlenmiştir: Buna göre; 438.758 kişi yer değiştirme uygulaması çerçevesinde sevk edilmiş, bunlardan 382.148i ise yeni yerleşim bölgelerine sağ salim ulaşmıştır.
Görüldüğü gibi, göç ettirilenlerle yeni yerleşim bölgelerine varanlar arasında 56.610 kişilik bir fark bulunmaktadır. Bu fark, belgelerden elde edilen bilgiye göre, şu şekilde ortaya çıkmıştır:
500 kişi Erzurum-Erzincan arasında; 2.000 kişi Urfa Halep arasındaki Meskenede; 2.000 kişi Mardin civarında eşkıya ve Arap aşiretlerinin saldırısı sonucu katledilmiş, ayrıca bir o kadar, yani yaklaşık 5.000 ve belki de biraz daha fazla kişi de Dersim bölgesinden geçen kafilelere yapılan saldırılar sonucu öldürülmüştür.
Bu bilgiler ışığında
toplam 9-10 bin kişinin yer değiştirme uygulaması sırasında katledildiği tespit edilmektedir. Ayrıca yollarda açlıktan da ölümler olduğu belgelerden anlaşılmaktadır. Bunun dışında tifo, dizanteri gibi hastalıklar ve iklim koşulları sebebiyle de yaklaşık 25-30 bin kişinin öldüğü tahmin edilmektedir ki, bu şekilde 40 bine yakın kişi yollarda kaybedilmiştir.
Kalan 10-16 bin kişinin ise bir kısmı, yola çıkarılmış olmakla birlikte, henüz iskan mahalline varmadan tehcirin durdurulması sebebiyle, bulundukları vilayetlerde alıkonulmuştur. Diğer yandan yer değiştirme kapsamında bulunan Ermenilerden bir bölümünün Rusyaya, Batı ülkelerine ve Amerikaya kaçırıldıkları da tahmin edilmektedir.
Bu bilgiler, Anadolu ve Rumelinin çeşitli bölgelerinden yer değiştirmeye tabi tutulan Ermenilerin sayıları ile, yeni iskan merkezlerine ulaşanların sayılarının birbirini tuttuğunu göstermekte ve dolayısıyla sevk ve iskan sırasında herhangi bir katliam olayının olmadığını ortaya koymaktadır.
9-Türklere Kar
şı Ermeniler Tarafından Uygulanan Ermeni Terörünün Amacı Nedir?
Ermeni terörünün amacı; sözde Ermeni soykırımı iddialarını ve Ermenilerin taleplerini dünya kamuoyuna duyurmaktır. Nihai hedef ise, "Büyük Ermenistan" rüyasıdır. Büyük Ermenistan'a giden yolda atılması gereken en önemli adım, sözde iddialar konusunda kamuoyu oluşturmak ve Türkiye'ye yönelik emelleri gerçekleştirmektir.
10- Dört T plan
ı nedir?
Ermenilerin Büyük Ermenistan rüyasını gerçekleştirmek için uygulamaya koydukları "Dört T" şeklinde adlandırılabilecek olan plan şu dört kavrama dayanmaktadır: Tanıtım, Tanınma, Tazminat ve Toprak... Buna göre, sözde Ermeni sorunu tüm dünyada terör yoluyla "tanıtılacak", sözde iddialar dünya kamuoyunca kabul edilip Türkiye tarafından "tanınacak", sözde soykırımdan dolayı
Türkiye'den "tazminat" alınacak ve "Büyük Ermenistan" sınırları içerisinde yer aldığı iddia edilen "toprak" parçası Türkiye'den koparılacaktır!...
11- Türkler Tarih Boyunca Ermenilere Bask
ı ve Zulüm mü Yapmışlardır?
Ermenilerin uğradıkları Bizans zulmü nedeniyle, Türklerin Anadolu'ya girmelerini bir bayram havası içinde karşıladıklarını kendi tarihçileri yazarlar.
Osmanlı İmparatorluğu Gregoryen Ermenileri "millet" adı altında örgütlemiş ve kendi dinî liderlerinin yönetimine bırakmıştır. Fatih Sultan Mehmet Ermeni Patrikhanesini kuran fermanında, Patriğin imparatorlukta yaşayan bütün Ermenilerin hem ruhanî, hem cismanî lideri olduğunu hükme bağlamıştır. Ermeniler Müslümanlara verilen her türlü haktan yararlandıkları gibi, bazı ayrıcalıklara
da sahip olmuşlar, örneğin askere alınmamışlardır. Askere alınmamaları ise Ermeni ailelerinin sürekliliğini ve dolayısıyla refaha kavuşmalarını sağlamıştır.
Ermeni toplumu kendisine tanınan hak ve ayrıcalıkları başarıyla kullanarak hızla gelişmiş ve refaha kavuşmuş, ayrıca Türk-Osmanlı kültür, yaşam tarzı ve yönetim biçimini de benimseyerek kısa zamanda Osmanlıların güvenine lâyık olmuş ve "millet-i sıdıka" unvanına hak kazanmıştır. Osmanlı Ermenileri bu unvan sayesinde iş hayatında olduğu gibi, kamu hizmetlerinde de önemli yerlere
gelmişlerdir.
Osmanlı tarihi Ermenilerden 29 Paşa, 22 Bakan, 33 milletvekili, 7 Büyükelçi, 11 Başkonsolos ve Konsolos, 11 Üniversite öğretim üyesi ve 41 yüksek rütbeli memur kaydetmektedir. Ermeni Bakanlar arasında Dışişleri, Maliye, Ticaret ve Posta Bakanları gibi son derece önemli ve kilit mevkilerde bulunanlar olmuştur
12- Do
ğu Anadolu Ermenilerin Anayurdu mudur ?
Ermeni tarihçileri kendi aralarında bile Ermenilerin kökenleri konusunda fikir birliği içinde değildirler. Bu da anayurdun neresi olduğunu tartışmalı kılmaktadır.
Tarih itibarıyla Ermenilerin Doğu Anadolu'nun otokton ahalisi olmayıp dışarıdan buralara yerleştikleri ve bu bölgedeki varlıklarının ancak M.Ö. 521 yılına kadar gidebildiği anlaşılmaktadır. Halbuki Anadolu'nun en az 15 bin yıldır meskun olduğu bilinmektedir. 15 bin yıldır meskun olan Anadolu ise yerleşik ya da göçebe çok çeşitli kavimlere ve çok zengin uygarlıklara yurt olmuştur.
Bölgeye başka yerlerden ve nispeten yeni gelmiş kavimlerden biri olan Ermenilerin Doğu Anadolu'ya tek başlarına ve yurt olarak sahip çıkmaları söz konusu olamaz.
13- Türkler, Selçuklulardan Ba
şlayarak, Ermeni Topraklarını Ermenilerden Zorla Almış ve İşgal etmişler midir?
Selçuklu Türkleri XI. yüzyılın ikinci yarısında Anadolu'ya toplu şekilde gelmeye başlamışlardır. Selçukluların ele geçirmeye başladıkları Anadolu topraklarında bir başka devlete tâbi durumda dahi bir Ermeni Prensliği bulunmamaktadır ve Selçukluların karşısındaki güç Bizans'tır.
Selçuklu Hakanı Alpaslan eski Ermeni Prensliği Ani'nin topraklarını 1064'de ele geçirmiştir ama, bu Prensliğin varlığına esasen 1045'de, yani Türklerin gelişinden 19 yıl önce Bizans tarafından son verilmiştir. Dolayısıyla, Selçukluların ilerlediği topraklar, üzerinde diğer kavimlerin yanı sıra Ermenilerin de yaşadıkları Bizans topraklarıdır. Bu nedenle Selçukluların bir Ermeni
devleti ya da prensliğini işgal ve istila ettikleri yolunda ileri sürülebilecek herhangi bir iddianın tarih karşısında herhangi bir geçerliliği yoktur.
14- Günümüzde Türkiye'deki Ermeniler Bask
ı Altında mı Tutulmaktadırlar?
Türkiye'deki 40-50 bin Ermeni vatandaşımız bugün hiçbir ayırıma tâbi tutulmadan, Türk vatandaşlarının sahip oldukları tüm hak ve özgürlüklerden eşit şekilde yararlanarak güven, huzur ve refah içinde yaşamaktadırlar.
Kendi kiliselerinde özgürce ibadet etmekte, kendi okullarında kendi dilleriyle öğrenim görmekte, yine kendi dilleriyle yayın organları çıkarmakta, kendi derneklerinde sosyal ve kültürel faaliyetlerini sürdürmektedirler. Türkiye'deki Ermeni toplumu 30 okula, 17 hayır ve kültür demeğine, Jamanak ve Marmara adlı 2 günlük gazeteye ve ayrıca bazı dergilere, Şişli ve Taksim adlı iki
spor kulübüne, çeşitli vakıflara ve sağlık kuruluşlarına sahip bulunmaktadır.
Türkiye Ermenilerinin büyük çoğunluğu Gregoryendir. Dini liderleri Türkiye Ermenileri Patriği unvanını taşımaktadır. Bu Gregoryen çoğunluğun yanında Katolik ve Protestan Ermeniler de vardır, bunlar da kendi kiliselerine sahiptir.
Ermeni vatandaşlarımızın çok büyük ekseriyeti İstanbul'da oturmaktadır. Bu nedenle kurumlarının büyük çoğunluğu da İstanbul'da bulunmaktadır.
15- Yer De
ğiştirme Kararı Osmanlı Devletindeki Bütün Ermenilere Uygulanmış mıdır?
Tehcir (yer değiştirme) kararı bütün Ermenilere uygulanmamıştır. Katolik ve Protestan mezhebinde bulunan Ermenilerin yanı sıra, Osmanlı ordusunda subay ve sıhhiye sınıflarında hizmet gören Ermeniler ile Osmanlı Bankası şubelerinde ve bazı konsolosluklarda çalışan Ermeniler devlete sadık kaldıkları sürece göçe tabi tutulmamışlardır. Öte yandan, hasta, özürlü, sakat ve yaşlılar
ile yetim çocuklar ve dul kadınlar da sevke tabi tutulmamış, yetimhaneler ve köylerde koruma altına alınarak ihtiyaçları devletçe, Göçmen Ödeneği'nden karşılanmıştır. Bu tablo, Osmanlı'nın yer değiştirme konusundaki iyi niyetini göstermesi açısından önemlidir.
16- Talat Pa
şaya Atfedilen Telgrafın Geçerliliği var mıdır?
Yer değiştirme uygulaması hakkındaki Ermeni iddialarının en önemlilerinden biri de Talat Paşa'ya atfedilen ve Ermenilerin katledilmesini emrettiği iddia edilen telgraflardır.
Aram Andonian adlı bir Ermeni, 1920 yılında Londra'da yayınladığı "Naim Bey'in Anıları / Ermenilerin Tehcir ve Katliamına İlişkin Resmi Türk Belgeleri" isimli kitabında konuya temas etmiştir. Söz konusu kitap daha sonra Paris'te "Ermeni Katliamına İlişkin Resmi Belgeler" ve Boston'da ise "Büyük Suç, Son Ermeni Katliamı ve Talat Paşa, İmzalı Orijinalleriyle Resmi Telgraflar" adı
ile yayınlanmıştır.
Kitapta yer alan ve Talat Paşa'ya atfedilen telgraflar; bir soykırım suçlusu yaratmak amacıyla üretilmiş sahte belgelerdir. Şinasi Orel ve Süreyya Yuca tarafından bu belgeler üzerinde yapılan inceleme sonucunda; "belgelerin alındığı söylenen Naim Bey isimli şahsın Halep İskan Dairesi'nde hiçbir zaman çalışmadığı, belgelerin otantik ve kullanılan kağıtların Osmanlı Devletinin
yazışmalarda kullandığı kağıt türünde olmadıkları, orijinal nüshalarının Başbakanlık Arşivindeki İçişleri Bakanlığı belgeleri arasında bulunmadığı, sahte belgelerde yer alan kayıt numaralarında çıkış adresi olarak gösterilen daire kayıtlarında bu evraklara rastlanmadığı, Hicri ve Miladi tarihlerde hata yapıldığı, imzaların gerçekleriyle uyuşmadığı, Osmanlıca yazım kurallarında rastlanılmayacak hatalara yer verildiği" gibi çok sayıda
somut delillere rastlanılmıştır.
Ayrıca, kitapta kullanılan belgelerin orijinallerinin Manchester'deki Ermeni Bürosunda olduğu söylenmesine rağmen, bugüne kadar dünya kamuoyunun bilgisinden ve incelemesinden ısrarla kaçırılması ve doğruluğunun Osmanlı dönemindeki Halep Ermeni Birliği'nin raporuna dayandırılması gibi durumlar Ermenilerin sözde soykırım maksatlı iddialarının ne ölçüde gerçek dışı olduğunu
göstermesi açısından önemlidir.
17- Ermeni Sorununun Psikolojik Boyutu Nedir?
Ermeniler 1915 sonrası dünyanın dört bir yanına göç etmişlerdi. Bulundukları ülkelerde sayıca oldukça az bir oranı teşkil ediyorlardı. Bu durumda zamanla asimilasyon tehlikesi ile baş başa kaldılar. Bu ortamda kilise ve siyasi partiler ilk hedef olarak Ermenilik bilincini yeniden inşa etmeye yöneldiler. Ermenilerin bulundukları ortamların farklılığı ve dağınıklığı nedeniyle
etnik kimlik inşası daha zor olmuştur. Bu nedenle de birleştirici unsurlar oldukça abartılarak kullanılmıştır. İstemeyerek de olsa Türkler bu süreçte çok önemli rol oynamıştır. Türkler 1915 olayları nedeniyle ağır bir şekilde suçlanmışlardır. Başka bir deyişle Türk düşmanlığı Ermeniler için adeta birleştirici bir "mit" "efsane " rolü oynamıştır.